12 Haziran 2016 Pazar

Bir "Deneme" Anlatımı

Sessiz ve sıcak bir rüzgar tüm bedenimi sarıyor. Parmaklarımın arasından geçen yumuşak tanecikler ellerimi nazikçe okşuyor. Bu hissi daha önce de yaşamıştım. Henüz küçük bir çocukken yüksek bir tepenin üzerinde dengemi korumaya çalışarak yürürken bacaklarım titremeye, gözüm kararmaya başladı ve birkaç saniye sonra o uzun yokuşta tek bir bulut bile olmayan mavi gökyüzüyle sıcak toprak arasında hızlıca mekik dokuyan gözlerimin içine küçücük şeyler girdiğini ve onları sulandırdığını hissederek yuvarlanıyordum. Yamacın dibine vardığımda tek parmağımı bile oynatamayacak kadar sızlıyordu bedenim. O kadar yorgundum ki sanki nefes almam için bile birinin gelip akciğerlerimi sıkıp gevşetmesi gerekiyordu ki büyük bir hızla inip kalkan göğsüme rağmen nefes alamadığımı hissediyordum. Kendimi derin ve sonsuz bir uykuya bırakmıştım. Beni kimse uyandırmayacaktı ve ben hayatımda hiç bu kadar huzur dolu hissetmemiştim. Ama bu kez, en azından bilincim tehlikede olduğumu idrak edebilecek kadar açıktı. Sızlanmanın bir yararı yoktu ve buradan bir an önce gitmeliydim. Ellerimi destek olarak kullanmaya çalıştım fakat yerlerinden bir santim bile oynamadılar. Birileri bedenimi kontrol ediyor gibiydi. Çaresizdim.. ve ben bunları düşünürken esen sıcak rüzgarın sesine bir de gürültü bir motorun sağır edici homurtuları eklenmişti. Kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirdim, en azından bunu yapabildim. Orada, klasik bir jeneratör ve arkasında ipini elinde tutan küçük bir kız çocuğu vardı. Gözlerimi kıstım ve ona dedim ki "Sen.. sen de kimsin?" . Çocuk bakışlarını jeneratörden yüzüme doğru çevirdi ve bu olur olmaz boynunda soldan sağa doğru giderek koyulaşan kırmızı bir çizgi belirdi. Yüzüne baktığımda şok geçirdiğini, korkuyla gerdiği kasların bıraktığı kansız ve beyaz hatlarını gördüm. Kız yere yığıldı. Hemen ardından boynundan fışkıran kanlar üzerime doğru akmaya başladı. Aklımı kaçırmak üzereydim. Tehlikede olduğum dışında ne buraya nasıl geldiğimi, ne kim olduğumu, ne o kızın kim olduğunu ve ne de boynunda aniden ince hilal şeklinde kırmızı bir yırtık oluştuğunu bilmiyordum. Neler oluyordu? Kızın boynundan akan kan ağzıma gelmeden kapattım. Akıntı sanki giderek daha da hızlanıyordu. Bir geçiş yolu bulamadığı için yüzümden yukarı ve çenemden aşağı olmak üzere iki farklı yöne doğru yayılmaya başladı. Neden kıpırdayamıyordum? diye düşünürken büyük bir hızla ilerleyen kan içine girmesin diye gözlerimi yumdum bir yandan. Burnumun üzerinden geçerkenki kokusu inanılmazdı. Bir vişne kadar ekşi ama bir nar kadar da iç açıcı kokuyordu. Gerçekten neler oluyordu böyle? Rüyada mıydım? Muhtemelen bir serap görüyordum fakat bunun bu kadar da yakın olması şüpheli bir durumdu. Jeneratörün sesi kızın kafasını gömdüğü yerde oluşan küçük kan gölünü şiddetle titretiyordu. Zavallı çocuk.. henüz nasıl öldüğünü tam olarak anlayamasam da yarı gerçek yarı hayali bir dünyanın içinde hissediyordum kendimi. Ben vardım ve o da vardı ama olaylar oldukça mantıksız bir boyutta gelişiyordu. Belki bu kabustan uyanırım umuduyla ve ayrıca karmaşık duygularımın zihnimi yönlendirmeme engel olmasından kurtulmak için bir kez daha gözlerimi karanlığa terkettim..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder