20 Şubat 2017 Pazartesi

"Orta Çağ" Temalı Bir Roman Denemesi

Aylar geçtikten sonra bir deneme yayınlamaya karar verdim. Eğer okuyorsanız arkadaşlar, yorum yaparsanız sevinirim çünkü eleştirileriniz benim gelişimime katkı sağlayacaktır. (Anlatım tarzına odaklanırsanız daha iyi olur.) İyi okumalar!..

"Sereteqarium Meclisi'nin o görkemli duvarlarının inşası sonunda bitmişti ve güçlü Ertos'un yapılı vücudunu çevreleyerek ona çelik zırh giyen asil bir şovalyeymiş izlenimi veriyordu. Gökyüzüne kaldırdığı kuvvetli elleri, II. Arthur'un devasa kılıcını tutuyor ve dağınık saçlarının arasından, öğlen güneşinin kavurduğu Aora Bahçesi'nin yüzeyine sonsuz bir hüzünle bakıyordu. Bu gerçekten etkileyici bir manzaraydı. Sayısız zengin, onu almak için uzun yoldan gelmişti ancak Sereteqarium'un güvenliğinden sorumlu olan Milo, onlara bu ihtişamlı heykelin satılık olmadığını, bunu bilmemelerinin oldukça şaşırtıcı olduğunu çünkü daha önce defalarca şehirlerine haber gönderildiğini söylüyor, gelen her soyluyu büyük bir hayal kırıklığına uğratıyordu. Tüylü şapkaları, bol omuzlu parlak elbiseleri, değerli taşlarla bezenmiş kemerleri, ince bacaklarını meydana çıkaran siyah taytları ve yılan derisinden yapılma sandaletleriyle önemli biri olduklarını kanıtlıyorlardı. Bu insanların bugün buraya gelmelerinin nedeni ise paranın kokusunun bile bu fakir köylüleri cezbetmeye yeteceğini düşünüyor olmalarıydı. Belli ki yanılmışlardı çünkü bu adamlar işlerine sadıkmış gibi görünüyordu. Beş karışlık toprağı kimin yöneteceğine karar verecek beş kişiyi korumakla görevli beş asker. Sadakatleri onlara hiçbir şey kazandırmayacaktı. Bundan eminlerdi. O kokuşmuş çöplüklerinde yiyecek ararken muz kabuğuna basacak ve kafalarını kocaman bir kayaya çarparak beyin kanaması geçireceklerdi. Ne kadar da trajik bir ölüm! Zavallılar ayaklarına gelen fırsatı teperek kendilerine zulmettiklerinin farkında bile değillerdi. Onlara acımamak elde değildi. Tanrı onları korusundu.
Soyluların sayısı son birkaç saatte iyice artmıştı ve etrafı gürültüye boğuyorlardı. Buna daha fazla tahammül edemeyen Milo, yardımcısı ve kuzeni olan Guiliano'dan meclisin kapılarını kapatmasını istedi. Askerleriyle birlikte kalabalığı güç kullanarak dışarı çıkaran Guiliano, dev kapıyı sağır edici gıcırtılar eşliğinde kapayınca ortalık sessizliğe büründü.
Başlangıçta gördükleri muameleye sinirlenen asilzadeler yüksek sesle hakaretler yağdırsalar da zamanla sakinleştiler ve şehirlerine dönmek üzere oradan ayrıldılar. Kapının ardından gelen boğuk sesler kesilince Milo derin bir nefes aldı.
"Gio, üyeler nerede kaldı? Şimdiye kadar çoktan gelip seçimi yapmaya başlamaları gerikirdi." . Guiliano koluyla alnındaki teri sildikten sonra yakında bulunan sandalyelerden birini çekip oturdu. O da en az Milo kadar tedirgindi. "Bilmiyorum ama bir an önce gelseler iyi olur, çünkü eğer sayımlar akşama kadar bitmezse yarına ertelenir ve bu da oyları korumamız için tüm geceyi burada nöbet tutarak geçirmemiz anlamına geliyor." . Kaşlarını çatan Milo ona başıyla onay verdi. "Zorlu bir seçim olacak, değil mi?" . Alnına düşen kahverengi perçemi düzelten Guiliano gözlerini Aora'nın kırmızı güllerine çevirdi. "Pek zannetmiyorum, hatta bana kalırsa Pers Kralı bu insanların cebini bir ay önceden altınla doldurmuştur. Öyle olmasaydı Kiros, Ladon'un tarafına geçmezdi, çünkü bana, o köpeğe itaat etmek yerine kazık dolu bir çukura atlamayı tercih ettiğini söyledi. Herhalde bu ondan duyduğum ilk yalan oldu." . Milo'nun gülümsemesi çok kısa sürdü. "Cirio'ya ne olacak peki? Daha doğrusu ona yapılan haksızlık karşısında biz ne yapacağız? Çocuğu savunmayacak mıyız?" . Guiliano gözlerini kapattı ve başını eğerek eliyle uzun saçlarını geriye yatırdı. Duyduğu üzüntü yüzünden boğazı düğümlendi. Ailesinin katledildiği günden bu yana ilk kez kendini bu kadar güçsüz hissediyordu. "Ben savaşacağım, Milo. Sen de benimle savaş, çünkü eğer biz de o çocuğun her zaman yaptığı gibi cesaret gösterirsek, doğruyu savunursak, haksızlık karşısında boyun eğmezsek, gücümüz yetmese bile inanıyorum ki ruhumuz hiçbir zaman acı çekmez ve mutlaka bir gün ödüllendiriliriz." . Milo destekledi. "Doğru, ben ruhumu kirletmektense aslanlara yenilip parçalanmış cesedimin surlara asılmasını tercih ederim.."
 Tam o sırada meclisin dev kapılarından güçlü bir ses yankılandı. Biri içeri girmeye çalışıyor olmalıydı. Milo kuzenine kapıyı açmasını işaret eden bir bakış fırlattı. Kendini toparlayan Guiliano, koşar adımlarla meclisin kana ve kiraz çiçekleriyle donatılmış giriş kısmına yöneldi. Birkaç askerine baktı ve el işaretiyle yanına gelmelerini istedi. Hep birlikte kapının iri, halka şeklindeki kollarından kavrayarak kendilerine doğru çekmeye çalıştılar ancak kapı yerinden bir santim bile oynamadı. Milo olanları dikkatle izliyordu. Soluk soluğa kalan Guiliano'nun kafası karışmıştı ve yeşil gözlerini kuzenine çevirdiği zaman kendisine çarpık bir gülümsemeyle baktığını görmüştü. Ama hayır, bu gördüğü Milo değil bir başkasıydı. Cirio'ydu bu.
Zavallı, güçsüz, dışlanmış Cirio. Öleceğini anlayan Guiliano, gözlerini kapattı ve sabırla beklemeye başladı. Korku dolu geçen birkaç saniye sonunda alnına saplanarak onu duvara sabitleyen ok, yazarın "Ok" tuşuna basmasıyla hikayenin ilk bölümünü tamamlamıştı. Elini masanın kenarına koyarak kendisini geriye itti ve uzunca bir süre garip sesler çıkararak esnedi. Her tarafı ağrıyordu, üstelik gözleri de kan çanağına dönmüş, göz altları mosmor olmuş ve sarkmış, susuzluktan dudaklarında çatlaklar oluşmuştu. Saate baktı. 19:54'tü. Tuvaletini yapmak üzere ayağa kalkmaya çalışsa da takıldığı kablo yüzünden sendeleyerek yere düştü. Tekrar dikildi. Kalın ipli halı ayağını gıdıklıyordu ve bundan inanılmaz derecede rahatsız oluyor, üşütmekten korktuğu için camdan aşağı da atamıyordu. Halsiz bir şekilde banyoya yürüdü. İşini hallettikten sonra mutfağa giderek buzdolabını açtı ve içini serinletecek bir içecek aradı. En alt rafta bulduğu portakallı gazozu çekmeceden çıkardığı bir bıçak yardımıyla açtı ve pencerenin kenarındaki ahşap sandalyelerden birine oturarak dışarıdaki yemyeşil ağaçlarla çevrili parkı izlemeye başladı. Şişeden aldığı buz gibi bir yudumla beraber hikayenin ikinci bölümünü nasıl yazacağını düşünmeye koyuldu..."